AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten 27 Nisan E-Muhtırası Değerlendirmesi: ‘O

AK Parti Sözcüsü Çelik, 27 Nisan "e-muhtıra" sürecinde yaşananları anlattı

Çelik: ‘O Günlerde Askeri Vesayetin Karanlığı Ankara’nın Üzerine Çökmüştü’

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, üzerinden 19 yıl geçen 27 Nisan e-muhtırasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. O dönemde askeri ve yargı vesayetinin tüm karanlığıyla başkent Ankara’yı etkisi altına aldığını vurgulayan Çelik, o günleri yaşamamış bir kişinin bugünün perspektifinden anlamasının zor olabileceğini ifade etti. Günümüzde Cumhurbaşkanı liderliğinde gerçekleştirilen Kabine Toplantılarının siyasetin merkezinde olduğunu ve tüm gözlerin bu toplantılardan çıkacak kararlara çevrildiğini belirten Çelik, “Ama o günlerde böyle değildi. Bütün merkez, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarıydı. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu toplantıları, askeri vesayetin siyaset yapma alanıydı.” dedi.

‘Hükümet Olarak Ne Karar Alırsanız Alın, MGK’de O Kararlara Ayar Veriliyordu’

Ömer Çelik, o tarihlerde sistematik olarak Anayasa’nın üzerine Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin konulduğunu ve başbakanın yetkilerinin üzerinde vesayetçi bir cumhurbaşkanlığı modelinin kurgulanmaya çalışıldığını söyledi. Seçilmiş iktidarın halktan aldığı oyu ve siyasi iradesini geçersiz kılmak için MGK’da özel bir siyaset yürütüldüğünü anlatan Çelik, “Yani siz hükümet olarak ne karar alırsanız alın, Milli Güvenlik Kurulu’nda ona bir şekilde ayar veriliyordu, yönü değiştiriliyordu. Türkiye’de bunun doruk noktası, bu muhtıra geleneğidir.” ifadesini kullandı. Muhtıralar aracılığıyla hükümetlerin siyasi olarak tamamen işlevsiz hale getirildiğini, sadece bir kabuk ve şekilden ibaret bırakıldığını, milletten aldıkları iradenin ellerinden alındığını dile getiren Çelik, bu durumun bir sonraki aşamasının ise darbe olduğunu kaydetti.

AK Parti Sözcüsü Çelik, sözlerine şöyle devam etti: “Askeri muhtıra, Türkiye’de siyasi iradenizi vesayet makamlarına teslim etmezseniz doğrudan silahlı müdahaleyle karşılaşırsınız demenin bir başka çeşidiydi. Dolayısıyla muhtıra, Türkiye’de demokratik hayatı son derece zehirleyen, tahrip eden, berhava eden, işlevsiz kılan kötü bir geleneğin önemli enstrümanlarından maalesef bir tanesiydi. Buna karşı da Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir hükümet direnemedi. İşte 27 Nisan’ın önemi nedir? İlk defa Cumhuriyet tarihinde bir Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK Parti hükümeti bu muhtıraya direnmiştir. Buna aslında muhtıra da dememek lazım. Çünkü bir muhtıra vermek istediler. Hükümet direnince o, kağıt parçası oldu. Yani bu, hesap edilmemiş bir şeydi ve Türk siyasi hayatında bir ilkti.”

‘Hükümetin Cevap Vermesiyle Bütün Denklem Tersine Döndü’

AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından muhtıra geleneğinin uzun süre kesintiye uğradığını hatırlatan Çelik, “Hatta o gece bizi arayan bazı gazeteci arkadaşlarımız, ‘Uzun zamandır askeri vesayetin susmuş olan faks cihazları bu gece çalışmaya başlayacak’ demişlerdi. Biz de zaten o şekilde haberdar olmuştuk. Cumhurbaşkanımızı, o zaman Sayın Başbakanımızı bu şekilde haberdar etmiştik. Ama tabii hesap edilmeyen şey şuydu, muhtıra zihniyetine bir hükümetin cevap verebileceği hiç düşünülmemişti. Dolayısıyla demokrasinin, seçilmiş iradenin üzerinde büyük bir karanlık oluşturmaya çalışırken hükümetin cevap vermesiyle bütün denklem tersine döndü ve muhtıra olarak kurgulanan şey, bir kağıt parçasına döndü.” diye konuştu.

Dönemin Genelkurmay Başkanı ve çevresindeki ekip tarafından kurgulanan e-muhtırada, Cumhurbaşkanının nasıl olması gerektiğinden milli eğitim politikasına kadar geniş bir yelpazede ifadelerin yer aldığını anımsatan Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu: “Ama esas olan şudur, birincisi, o günden sonra muhtıra geleneği bir daha dirilmemek üzere bitmiş oldu. İkincisi, askeri vesayet, Türkiye’de her zaman dış destekli bir kurgu olarak, demokrasimizi bir tahrip kalıbı olarak yönetmiş bir şeydi. Çok iyi hatırlıyorum, mesela 28 Şubat dönemi, AK Parti’ye açılan kapatma davası dönemlerinde o dış bağlantıyı net bir şekilde görebilirsiniz. Bu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de haksızlık eden, saygısızlık eden bir yaklaşımdı. Dolayısıyla o gece Cumhurbaşkanımızın, Başbakan olarak direnmesi ve hükümetin, AK Parti’nin, milli iradenin topyekun direnmesi, sivil toplumun buna destek vermesi, bazı siyasi partilerin doğru bir tutum sergilemesi, muhtıra girişiminde elde edilmeye çalışılan sonucu altüst etti.”

‘Hem Muhtıra Vermişler Hem de Telefonlara Çıkmaktan Kaçıyorlardı’

O gecenin, bugün anlatıldığı kadar rahat bir gece olmadığının altını çizen Çelik, “Yani Ankara’nın üstüne çökmüş en kesif karanlığın olduğu, işin sonucunun nereye evrileceğinin tahmin edilemediği bir tabloydu. Ama o gece gösterilen kararlılık yani Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade, milletin seçilmiş iradesini herhangi bir vesayet odağına teslim etmeme konusunda net tutumu ve bedeli ne olursa olsun bunu ödemeye hazır olma tablosu, bu durumu ortaya çıkardı. Aslında o, Türkiye’nin demokrasi tarihinde, Cumhuriyet dönemindeki siyasi tarihimizde demokrasi ve sivil siyaset lehine devrimci dönüşümün, pozitif dönüşümün en önemli dönemeçlerinden bir tanesidir.” görüşünü paylaştı.

Çelik, o geceye dair anılarını şu sözlerle paylaştı: “Muhtırayı verenlere o gece hesap sorulmak isteniyor. Yani Başbakanlık ‘Siz böyle bir muhtırayı nasıl verirsiniz’ demek için arıyor. Fakat onlar, hem muhtıra vermişler hem de telefonlara çıkmaktan kaçıyorlar. 15-16 saat boyunca böyle bir kaçma durumları oldu. Hükümetin cevap vereceği duyurulunca ortaya çıkmaya çalıştılar. Yani görüyorsunuz aslında ne kadar niteliksiz, ne kadar çirkin, Türk demokrasisine ne kadar büyük bir saygısızlık yapan maalesef kötü bir gelenek oluşmuş ve bu yıllarca devam etmiş. Türkiye’de millet iradesiyle iktidara geliyorsunuz, askeri vesayet iradesiyle iktidardan gidiyorsunuz gibi bir tablo vardı. Geçmişte bunun birçok örnekleri görülmüştü. O kötü gelenek, demokrasiye, milli iradeye musallat olan saygısızlık o gece bitirilmiştir.”