4 Ocak’taki Kritik Görüşme ve SDG’nin Maksimalist Tutumu
Ortadoğu’da gerilim yeniden tırmanıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 4 Ocak’ta Şam’da gerçekleşen üst düzey toplantı, beklenen uzlaşmayı getirmedi. Masada SDG lideri Mazlum Abdi ve komutanlar bulunurken, Suriye tarafını Dışişleri ve Savunma Bakanları temsil ediyordu. Bu durum, Şam’ın konuyu ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesiydi. Ancak SDG heyeti, “silahlı yapının korunmasını, şehir içi özerk güvenlik mekanizmalarını, fiili kontrolün sürmesini hatta komuta kademesinde kadro” gibi maksimalist taleplerle oturdu. Yerel kaynaklar, uzlaşmadan yana olduğu bilinen Abdi’ye, İsrail destekli silahlı kanadın lideri Fehman Hüseyin’in ekibi tarafından yaklaşık bir yıl önce suikast girişiminde bulunulduğunu belirtiyor.
Şam’ın Sabrı Taştı: SDG’nin Yerine Getirmediği Temel Talep
Suriye hükümetinin ilk ve net talebi, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye bölgelerinin boşaltılmasıydı. Bu talep SDG’ye defalarca iletildi. Fakat SDG, boşaltma yerine bölgeyi tahkimatla güçlendirerek militan ve mühimmat yığmaya devam etti. Şam açısından artık hem süre bitmiş hem de sabır tükenmişti. Görüşmelerden sadece bir gün önce, Suriye güvenlik güçlerine yönelik saldırılar ve bir havaalanına kamikaze dron saldırısı düzenlenmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Suriye ordusu harekete geçmeye hazırlanıyor.
İsrail’in Maksimalist Oyunu ve Bölge Planı
Gerginliğin arka planında İsrail’in aktif rolü dikkat çekiyor. 6 Ocak’ta Paris’te yeniden masaya oturan Suriye ve İsrail arasındaki görüşmelerde İsrail tarafı, tehlikeli ve maksimalist taleplerle geldi: “İşgal ettiğim topraklardan çıkmam.”, “Süveyda’da Dürzilere otonom bölge istiyorum.”, “Golan ve Süveyda’da askeri kontrolü bırakmam.” Bu talepler Suriye tarafından kesin bir dille reddedildi. İsrail’in stratejik hedefi açık: Emsal yaratmak. “Süveyda’da bir Dürzi otonom bölgesi kurulursa, Kuzeyde SDG aynı kartı masaya koyacak.” Bu, Suriye’yi merkezi devlet yapısından ve toprak bütünlüğünden koparmayı amaçlayan kapsamlı bir plandır. İsrail, komşuları arasında güçlü ve istikrarlı devletler görmek istemiyor; parçalı, otonom yapılara bölünmüş ve birbirine güvenmeyen ülkelerle çevrili olmayı tercih ediyor.
ABD’nin Onayı ve Ankara’nın Hazırlıkları
Gelişmeler karşısında ABD yönetiminin Suriye’nin müdahalesine onay verdiği belirtiliyor. ABD Başkanı Trump’ın ekibine, “Suriye’nin bütünlüğünün korunması ve Türkiye’nin güvenliğinin garanti altına alınması” talimatını verdiği, ayrıca İsrail Başbakanı Netanyahu’yu defalarca uyardığı aktarılıyor. SDG’nin tükenen kredisinin ardından durum ABD’ye anlatıldı ve Washington’dan “haklısınız” mesajı geldi. Diğer yandan Ankara, sınırının hemen ötesindeki gelişmeleri anbean takip ediyor. Suriye’deki istikrarın Türkiye’nin güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunun altı çizilirken, olası tüm senaryolara karşı askeri tedbirler alındığı ifade ediliyor.
Sonuç: Parçalanma Reçetesi ve Bölgesel Tehdit
Bugün Halep’te patlayan bir dron, yarın Süveyda’da çizilecek yeni bir sınırın habercisi olabilir. İsrail’in “azınlıkları koruyoruz” söylemi, Suriye için bir güvenlik kalkanı değil, bir parçalanma reçetesidir. Ve bu reçete tutarsa, sadece Suriye değil, tüm bölge ateşe daha da yaklaşır. Türkiye, İsrail’in karşısında tezlerini ve kararlılığını her açıdan korumaya devam edecektir. Öte yandan, son dönemde Rusya, Ukrayna ve Venezüella ile uğraşan ABD’nin de Suriye sahasında İsrail’e karşı baskısını artırması gerekmektedir.
