Arşivler ve Görüşmelerle TPR’nin 70 Yıllık Serüveni: Arabeskten Propagandaya
Polis Memuru Umut Sarıarslan’ın yüksek lisans tezinden genişleterek kaleme aldığı “Türkiye Polis Radyosu: Kamu Yayıncılığında Alternatif Ses -Arabeskten Halkla İlişkilere” başlıklı eser, kurumun 70 yıllık geçmişini akademik bir perspektifle ortaya koyuyor. 1952’de Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan radyonun Soğuk Savaş’tan dijital çağa uzanan yolculuğu, arşiv belgeleri ve 29 eski çalışanla yapılan görüşmelerle analiz ediliyor. Nobel Yayıncılık’tan çıkan 615 sayfalık kitap, radyonun az bilinen yönlerini gün ışığına çıkarıyor.
Kitapta aktarılanlara göre, radyonun temelleri 1950’li yıllarda telsiz operatörlerinin birbirine şarkı armağan etmesiyle atıldı. “1950’li yıllarda Telsiz Müdürlüğü’nde görevli personelin merkez ve diğer illerdeki muhabere birimlerinde çalışan personele SSB cihazları üzerinden armağan ettiği şarkılar zamanla bir rutin haline gelir. Aynı frekansta olanların dinleyebildiği bu yayınlara talebin gün geçtikçe artması Telsiz Müdürlüğü’nde şarkı arşivinin oluşmasına sebebiyet verir. Konunun üst makamlarca öğrenilmesi bu yayınların resmi bir niteliğe dönüşmesini sağlar.” Bu süreç, 1952’de Türkiye Polis Radyosu’nun resmi yayın hayatına başlamasıyla sonuçlandı. Radyo, Doğu Bloku’nun ideolojik etkisini kırmak amacıyla halkın sevdiği müzikleri yayınlayan bir karşı propaganda aracı olarak tasarlandı. Diyarbakır Polis Radyosu’nun ise “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Türk devletinin bölünmez bütünlüğüne yönelik gerçekleştirdiği yayınlarla halkla ilişkiler faaliyetini başarıyla yerine getirdiği” vurgulanıyor.
Yayınlarda son derece titiz bir denetim mekanizması işliyordu. Eski çalışanlardan birinin aktardığına göre, “Radyomuzun başında Müdire Hanım vardı. Türkçemizin kullanımından çaldığımız şarkıların sözlerine kadar her şeyi titizlikle incelerdi. Onay için Müdire Hanım’ın kapısında sıraya dizilirdik ve beklerdik. Müdire Hanım titizlikle bütün metinleri okur, tane tane altını çizer, yanlışları düzeltir, bize ondan sonra onay verirdi.” Bu titizlik nedeniyle Burhan Çaçan’ın bir türküsündeki “‘Yârin üstü açılmış'” ifadesi müstehcen bulunarak yayından kaldırılmıştı. Benzer bir kriz, Ahmet Kaya’nın yasaklı olduğu dönemde, ses benzerliği nedeniyle Fatih Kısaparmak’ın “Kilim” şarkısının çalınması üzerine yaşanmıştı.
Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta, “Müzik Şöleni” programına dair taslaklarda Levent Yüksel’den Sezen Aksu’ya pek çok ünlü ismin şarkılarının üzerinin çizilmiş olması. Sıkıyönetim dönemlerinde ise denetim daha da sıkılaşıyordu. Bir dönem Ankara sıkıyönetim komutanı, “‘Çırpınırdı Karadeniz’ ve Sabahattin Ali’nin sözlerini yazdığı bir şarkı vardı, ‘Bunu niye yayınlıyorsunuz bu dönemde?'” diyerek müdahale etmişti.
TPR’nin en ilginç stratejilerinden biri de arabesk müziğe kapılarını açmasıydı. Bu karar, dış propagandaların etkisini kırmak ve halkla daha iyi iletişim kurmak amacını taşıyordu. Orhan Gencebay’ın plaklarının yayınlanması, bu bilinçli tercihin bir parçasıydı. “Keçiboynuzu” metaforuyla anlatıldığı üzere, dinleyiciyi arabesk şarkılarla radyoda tutarak araya sıkıştırılan trafik spotlarının akılda kalıcılığı artırılıyordu. Ancak toplumsal olaylarla ilişkilendirilen şarkılara tolerans gösterilmiyor, örneğin bir dönem Müslüm Gürses’in bazı eserleri yasaklanıyordu. TRT ile zaman zaman gerilim yaşayan radyo için bir çalışan, “TRT, bizi çok dikkatle dinlerdi. Sözlü programlarda polisi ilgilendirmeyen bir şey yaptığımızda hemen ararlardı” ifadelerini kullanıyor.
